“Sert bireyciliğin soğukluğunu, kolektivizmin sıcaklığıyla değiştireceğiz.”
“Şehrimizde çok uzun zamandır özgürlük sadece onu satın alabilecek olanlara aitti. Belediyemiz bunu değiştirecek.”
“Biz tüm New Yorklulara hesap vereceğiz, demokrasimizi satın alabileceklerini düşünen hiçbir milyardere veya oligarka değil.”
“Utanç ve güvensizlik duymadan yöneteceğiz, inançlarımız için özür dilemeyeceğiz. Demokratik sosyalist olarak seçildim ve demokratik sosyalist olarak yöneteceğim. Radikal olarak nitelendirilme korkusuyla ilkelerimden vazgeçmeyeceğim. Vermont’tan büyük senatörün (Bernie Sanders) bir zamanlar dediği gibi: Radikal olan, çok az kişiye çok şey veren ve çok sayıda insanı hayatın temel ihtiyaçlarından mahrum bırakan bir sistemdir.”
Bu cesur ve kararlı sözler New York Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan 34 yaşındaki genç demokratik sosyalist Zohran Mamdani’nin halka açık özel törende kullandığı ifadeler…
1 Ocak 2026, sadece takvimde yeni bir yılın başlangıcı değil, belki de dünya siyasetinde yeni bir dönemin ilk adımı olarak tarihe geçebilir.
Dünya kapitalizminin kalbi, finans sisteminin sinir merkezi, küresel güç ilişkilerinin vitrini…
New York uzun zamandır bu tanımlarla anılıyor.
Küresel kapitalizmin nabzının attığı, Wall Street’in gölgesinde yükselen gökdelenlerin arasında, genç bir demokratik sosyalist lider New York’un yönetimini devraldı.
Zohran Mamdani’nin New York Belediye Başkanlığı görevine başlaması, sadece bir kent için değil, tüm dünya solu için anlamlı bir an. Bu başlangıç yalnızca bir yerel yönetim değişiminin ötesinde tarihsel bir eşik anlamına geliyor. Çünkü eğer “demokratik sosyalizm” burada, dünyanın en önemli serbest piyasa ekonomilerinden birinin kalbinde tutunabilirse, başka yerlerde de mümkün olabileceğini göstermiş olacak.
Mamdani’nin yemin törenindeki konuşması, sadece bir belediye başkanının devir teslim töreninde yapılan sıradan bir açıklama değildi. Bu, on yıllardır “neoliberal politikalarla” şekillenen bir kentin ruhuna dokunan, işçilerin ve sıradan insanların sesini yükselten, cesur ve “kapsayıcı bir manifestoydu”.
Demokratik Sosyalist Senatör Bernie Sanders’ın yemin ettirdiği bu genç liderin sözleri, solun yeniden nasıl umut oluşturabileceğinin, gücü nasıl halka geri verebileceğinin ve aşırı sağın yükselişine nasıl karşı koyabileceğinin ipuçlarıyla doluydu.
MAMDANİ’NİN VURGULADIĞI KRİTİK NOKTALAR
Mamdani’nin konuşmasının belkemiğini oluşturan tema açıktı: “New York kime ait?”
Bu soru, sadece retorik bir soru değil, gerçek bir siyasi mücadelenin konusu. Mamdani, “New York’un orada yaşayan herkese ait olduğunu” vurgulayarak, kenti milyarderler ve emlak baronlarının tekelinden kurtarma vaadinde bulundu.
Konuşmasında dikkat çeken en önemli vurgulardan biri, “utanç ve güvensizlik duymadan” yönetme kararlılığıydı.
“Demokratik sosyalist olarak seçildim ve demokratik sosyalist olarak yöneteceğim” sözleri, son yıllarda solun düştüğü savunmacı tutumdan radikal bir kopuşu simgeliyor. Artık “radikal” olarak görülme korkusuyla “ilkelerden vazgeçmeyen”, tam tersine, bu ilkeleri “gururla savunan” bir cesaret vaat etti Mamdani.
Mamdani’nin kampanyasında sıklıkla dile getirdiği “evrensel çocuk bakımı” ve “ücretsiz toplu taşıma” gibi somut politika vaatleri dikkat çekiciydi. Bunlar sadece popülist vaatler değil, New York’un en zengin azınlığına vergi uygulayarak finanse edilecek, gerçekçi programlar. Bu yaklaşım, “güçlü hükümet/iktidar dönemi bitti” mitine meydan okuyarak, “kamu hizmetlerinin (yatırımlarının)” uygulanmasının mümkün olduğunu gösterme iddiasını taşıyor.
Mamdani’nin konuşmasının belki de en etkileyici yanlarından biri de, kentin çeşitliliğini yüceltme biçimiydi. Brighton Beach’teki Rus Yahudi göçmenlerden Bay Ridge’deki Filistinli New Yorkluları’na, Hillside Avenue’de Trump’a oy verip sonra Mamdani’yi destekleyenlere kadar herkesi kucaklayan bir dil kullanması, “solun kapsayıcılığının” en güzel örneğiydi. Bu, “kimlik siyasetini”, “sınıf mücadelesiyle” birleştiren, “ayrıştırıcı” değil “birleştirici” bir söylemdi.
KARŞILAŞABİLECEĞİ ZORLUKLAR VE BUNLARI AŞMA YOLLARI
Mamdani’nin önündeki yol kesinlikle taş döşeli değil.
New York, sadece bir kent değil, aynı zamanda küresel finans sisteminin kalbi.
Burada radikal politikalar uygulamak, muazzam bir sermaye direnciyle karşılaşacağı anlamına geliyor. Kampanya döneminde bunun öncü hamlelerine maruz kaldı bile. Wall Street’in lobicileri, emlak baronları ve neoliberalizmin kök saldığı kurumsal/merkez medya, Mamdani yönetimini her fırsatta yıpratmaya çalışacaktır.
İlk zorluk, vaatlerin hayata geçirilmesi için gerekli “bütçeyi sağlamak” olacak. Zenginlere ve şirketlere vergi uygulamak, yoğun hukuki mücadelelere ve “sermaye kaçışı tehditlerine” yol açabilir. Ancak Mamdani’nin “nasıl?” sorusuna odaklanan yaklaşımı burada kritik.
Her “hayır”ı yaratıcı çözümlere dönüştürmek, teknokratik değil “demokratik bir planlama yapmak ve halkı sürece dahil etmek”, bu direnci kırmanın yolu olabilir.
İkinci büyük zorluk, “bürokrasiyi dönüştürmek”. New York Belediyesi, on yıllarca neoliberal yönetimlerin şekillendirdiği bir yapıya sahip. Mamdani’nin vaat ettiği “mükemmellik kültürü”nü yerleştirmek, sadece üst düzey atamalarla değil, tüm kurumsal yapının demokratikleştirilmesiyle mümkün olacak. Bu, uzun soluklu ve sabır gerektiren bir süreç.
Üçüncü zorluk ise, “hareketin momentumunu” korumak. Seçim zaferi, halk hareketlerinin en coşkulu anıdır, ancak asıl sınav, günlük yönetim işlerinin sıradanlaştırdığı rutinde bu enerjiyi canlı tutmaktır. Mamdani’nin “dışarıda” olma, yani halkla sürekli temas halinde kalma vaadi, bu anlamda yaşamsal. Kampanya döneminde olduğu gibi, “sokak gösterileri, mahalle toplantıları ve doğrudan katılım mekanizmalarıyla halkı sürece dahil etmek, hem meşruiyet hem de direniş gücü sağlayacaktır.”
Seçimden hemen sonra kurulan (başlatılan) bağımsız “Our Time” hareketi bu hedef doğrultusunda kritik bir hamle olarak görülebilir.
Zorlukları aşma yolları açısından, Mamdani’nin en büyük avantajı “açık ve dürüst iletişim becerisinde” yatıyor. Başarısızlıkları kabul etmeyi, hataları düzeltmeyi ve süreci şeffaf tutmayı vaat etmesi, karşılaşacağı zorlukları kamuoyuna anlatma fırsatı sunuyor. Ayrıca, DSA (Demokratik Sosyalistler Örgütü) gibi güçlü bir toplumsal harekete dayanması, sokak gücünü seferber ederek kurumsal direnci aşmasını kolaylaştırabilir.
ABD VE DÜNYADA AŞIRI SAĞA KARŞI İLHAM KAYNAĞI OLABİLİR Mİ?
2025 sonu itibariyle dünya solu hala derin bir krizin içinde. Trump’ın ikinci dönemi, Avrupa’da aşırı sağın yükselişi, Latin Amerika’da bazı ülkelerde geri çekilmeler (Arjantin, Şili, Ekvator, Honduras) ve genel olarak neoliberalizmin yarattığı tahribatın faşist söylemlere zemin hazırlaması, sol hareketleri savunmaya zorluyor. İşte tam bu noktada, Mamdani’nin zaferi “stratejik bir dönüm noktası” olabilir.
Öncelikle, Mamdani’nin başarısı, aşırı sağın yükselen dalgasının “kaçınılmaz” olmadığını gösteriyor. Kapitalizmin merkezinde, Trump’ın kendi ülkesinde, “demokratik sosyalist” bir adayın kazanması, alternatif bir siyasetin mümkün olduğunu kanıtlıyor. Bu “psikolojik etki” küçümsenmemeli. Sol hareketler uzun süredir savunmacı, özür dileyen, “radikal görünmekten” korkan bir tutum içinde. Mamdani’nin “utanç yaşamadan yöneteceğiz” söylemi, bu acziyetçiliği kırma potansiyeli taşıyor.
İkincisi, Mamdani’nin stratejisi, “solun popülizmi” nasıl kullanabileceğinin güzel bir örneğini sunuyor. Aşırı sağ, popülist söylemi “sahte çözümlerle ve ırkçılıkla” birleştirerek başarılı oluyor. Mamdani ise, “sınıf temelli ama kapsayıcı bir popülizm” geliştirdi. “8,5 milyon New Yorklu” söylemi, kimlik siyasetini reddeden değil, sınıf mücadelesinin şemsiyesi altında birleştiren bir yaklaşımı ifade ediyor. Trump’a oy verip sonra Mamdani’ye oy verenleri kucaklama biçimi, solun daha geniş bir tabana nasıl ulaşabileceğini gösteriyor.
Üçüncüsü, “somut politika önerileri” sunması. Aşırı sağ, insanların gerçek sorunlarını (konut, geçim sıkıntısı, güvensizlik) ele alıp sahte düşmanlar (göçmenler, “elitler”) göstererek bu öfkeyi istismar ediyor. Mamdani ise, bu sorunlara gerçek çözümler sunuyor: Evrensel çocuk bakımı, ücretsiz ulaşım, uygun fiyatlı konut vb. Bu, insanların “işçi sınıfının çıkarları” dendiğinde soyut sloganlar değil, günlük hayatlarını doğrudan etkileyen politikalar görmesini sağlıyor.
Ancak, New York örneğinin “doğrudan tüm dünyaya uygulanabileceğini” söylemek naiflik olur. Her ülkenin, her bölgenin kendine özgü dinamikleri var. Ama “ilham kaynağı” olarak işlev görebilir. Özellikle de Batı’daki sosyal demokrat/sosyalist partilerin sağa kayması ve solun geri çekilmesiyle morali bozulmuş aktivistler(kitleler) için, Mamdani’nin “cesaret” çağrısı yeni bir enerji kaynağı olabilir.
DÜNYA SOL VE DEMOKRATİK SOSYALİST HAREKETLER İÇİN YENİ BİR VİZYON
Mamdani’nin sunduğu vizyon, 21. yüzyıl demokratik sosyalizminin ne olabileceğine dair önemli ipuçları içeriyor.
Bu, ne Sovyet tipi komuta ekonomisi (sınıf diktatörlüğünün) ne de İskandinav sosyal demokrasisinin birebir kopyası. Bunun yerine, “yerel demokrasiyi güçlendiren, halk katılımını merkeze alan, sermaye birikimine sınırlar koyan” ama piyasa mekanizmalarını tamamen reddetmeyen, onları “sosyal amaçlara, çalışanlara, işçi sınıfına hizmet edecek şekilde” düzenleyen bir yaklaşım.
Mamdani’nin “kolektivizmin sıcaklığı” vurgusu, son derece önemli. Solun çok uzun süredir ekonomik çıkarlarla duygusallığı zıt kutuplar olarak görmesi, onu soğuk ve mesafeli kılıyordu. Oysa insanlar sadece ekonomik çıkarlarıyla değil, “aidiyet, topluluk, dayanışma” gibi duygusal ihtiyaçlarıyla da hareket ediyor. Aşırı sağın başarısının bir nedeni, sahte de olsa, bu “duygusal boşluğu” doldurma iddiası. Mamdani’nin dayanışmayı ve birlikteliği ön plana çıkarması, solun bu alanda nasıl sermayeyle rekabet edebileceğini ve onu aşabileceğini gösteriyor.
Ayrıca, Mamdani’nin “8,5 milyon şehir” metaforu, demokratik sosyalizmin “çoğulcu karakterine” dikkat çekiyor. Bu, “homojen bir halk” hayali değil, “farklılıkları tanıyan ama ortak çıkarlarda birleşen” bir topluluk vizyonu. Bu yaklaşım, özellikle “kimlik politikaları” ile “sınıf politikaları” arasında yapay bir ayrım yaratan tartışmalara bir yanıt niteliğinde.
Dünya çapında demokratik sosyalist hareketler için Mamdani modelinin, şu dersleri içerdiğini söyleyebiliriz:
Birincisi, “ideolojik netlik”. “Radikal görünmekten” korkmadan demokratik sosyalist kimliği açıkça savunmak.
İkincisi, “somut politika önerileri”. Soyut sloganlar yerine, insanların hayatını doğrudan değiştirecek programlar sunmak.
Üçüncüsü, “halk katılımı”. Seçimi kazanmayı “son nokta” olarak değil, daha büyük bir “dönüşümün başlangıcı” olarak görmek ve halkı sürekli sürece dahil etmek.
MUHALİF HAREKETLERE İLHAM KAYNAĞI OLMA POTANSİYELİ
Mamdani kampanyasının “örgütlenme modeli” de, dünya çapındaki muhalif hareketler için zengin bir kaynak sunuyor. DSA’nın (Democratic Socialists of America) desteğiyle yürütülen bu kampanya, klasik seçim kampanyalarından köklü farklılıklar taşıyor.
İlk olarak, “kapı kapı dolaşma, mahalle toplantıları ve doğrudan halk temasına” dayalı bir strateji izlendi. Bu, sadece “oy toplamak” için değil, aynı zamanda “politize etmek, örgütlemek ve hareketi büyütmek” için yapıldı. Her kapı çalış, potansiyel bir aktivist kazanma fırsatı sundu. Bu yaklaşım, televizyon reklamları ve sosyal medya kampanyalarına dayanan geleneksel seçim stratejilerinden çok daha etkili ve uzun vadeli bir örgütlenme sağlıyor.
İkincisi, kampanya tamamen “gönüllülerle” yürütüldü ve “kurumsal bağışlar” reddedildi. Bu, hem “maddi bağımsızlığı” korudu hem de kampanyayı gerçek bir “halk hareketi” haline getirdi. Her gönüllü, sadece oy toplamakla kalmadı, aynı zamanda hareketin bir parçası olduğunu hissetti ve bu, seçim sonrası dönemde de “mobilizasyonun devam etmesini” sağladı.
Üçüncüsü, “kampanya çok katmanlı ve kapsayıcıydı”. Sadece geleneksel sol tabana değil, Trump’a oy verip sonra Mamdani’ye dönen seçmenlere de ulaştı. Bu, solun “yankı odası”ndan çıkmasının ve daha geniş kesimlere ulaşmasının nasıl mümkün olduğunu gösterdi.
Türkiye’de ve dünyanın diğer yerlerinde muhalif hareketler için bu deneyim, birkaç kritik ders de sunuyor.
Birincisi, siyaseti sadece “seçim zamanı” yapılan bir faaliyet olarak değil, “sürekli bir örgütlenme” süreci olarak görmek.
İkincisi, “insanların kapısına gitmek, onları dinlemek ve somut çözümler sunmak”.
Üçüncüsü, “kurumsal paradan (kaynaktan) bağımsız, halk temelli bir kampanya yürütmek”.
Dördüncüsü, “seçim zaferini bir son değil, daha büyük bir dönüşümün başlangıcı olarak görmek”.
TÜRKİYE SOLU VE CHP İÇİN MAMDANİ MODELİ
Türkiye’de sol ve özellikle CHP açısından Mamdani deneyimi son derece öğretici olabilir. CHP, uzun yıllardır “kimlik krizi” yaşayan, “ideolojik netlikten” uzak, “sermaye çevrelerine (çıkar ve politikalarına)” bağımlı ve “halk tabanından” kopuk bir parti görünümünde (19 Mart süreci ve son parti programıyla bir ışık belirmiş olsa da hala öyle). Mamdani’nin başarısı, bu sorunların çözümü için bazı ipuçları sunuyor.
İlk olarak, “ideolojik netlik”. CHP’nin “sol, demokratik sosyalist” kimliği samimiyetle sahiplenmesi ve bunu “somut politikalarla” desteklemesi gerekiyor. Mamdani’nin “demokratik sosyalist olarak seçildim ve demokratik sosyalist olarak yöneteceğim” cesareti, CHP’nin de “ılımlı” görünme kaygısından kurtulup “net bir duruş” sergilemesini gerektiriyor. Bu, hem “halk tabanının güvenini” kazanır hem de “ideolojik karmaşayı” ortadan kaldırır.
İkincisi, “somut politika önerileri”. CHP’nin “genel ve soyut” vaatler yerine, insanların “günlük yaşamını” doğrudan etkileyecek politikalar sunması şart. CHP ve diğer muhalif yapılar, neoliberal çerçevenin dışına çıkmakta çoğu zaman tereddüt ediyor. Mamdani’nin bize gösterdiği “sosyal belediyecilik” sadece yardım kolisi dağıtmak değil, “barınma, gıda ve ulaşım” gibi temel hakları piyasanın dışına çıkarmak gerekiyor. Aynı şekilde Mamdani’nin “evrensel çocuk bakımı ve ücretsiz toplu taşıma” gibi somut vaatleri, Türkiye’de de uygulanabilir: Ücretsiz kreş, toplu taşımada büyük indirimler, kamu konutları, gençler için iş garantisi gibi (Bunların bir kısmı halen bazı CHP belediyeleri tarafından kısmen hayata geçirilmeye çalışılıyor). Bunlar, sadece “oy almak” için değil, “halkın yaşam kalitesini” gerçekten yükseltmek için tasarlanmalı.
Üçüncüsü, “örgütlenme modeli”. CHP’nin “otoriter ve yukarıdan aşağıya” yapısını “demokratikleştirmesi”, parti içi katılımı artırması ve mahalle düzeyinde (kağıt üzerinde değil, işlevsel) örgütlenmesi gerekiyor. Tüm bunların “organik tabanını” oluşturabilmesi için “üye iradesini” garanti altına alacak her kademe için “hakim gözetimli ön seçimleri” parti hukuku haline getirmesi gerekiyor. Mamdani kampanyasının ve seçim başarısının kapı kapı dolaşma stratejisi, CHP’nin de sokakta, mahallelerde, insanların yanında olmasını gerektiriyor. Sadece seçim dönemlerinde değil, sürekli olarak.
Dördüncüsü, “sermaye bağımsızlığı”. Mamdani kampanyası, büyük şirketlerden (kurumlardan) para almadı. CHP’nin de büyük sermaye gruplarından bağımsızlaşması, hem güvenilirliğini artırır hem de politikalarında daha cesur olmasını sağlar. Ülkemizde siyasi partilere devlet desteği sağlandığı için belirli yönlerden farklılık yaşansa da Türkiye’de siyasetin belirli çevrelerce görünmez (dolaylı) yollarla finanse edilmesi yol ve yöntemlerinden de CHP’nin ayrışması, ideolojik netleşmeyle birlikte bu cephede de politik tavrını netleştirmesi gerekiyor. Üyenin (halkın) iradesi yerine sermaye gücüne sahip olan çıkar çevrelerinin (iş adamları, müteahhitler vb.) temsil makamlarında yer almasına yol açan mekanizma terk edilmeli. Bu durumu aşabilmek için küçük bağışlara dayalı, “halk finansmanlı” bir model geliştirilebilir.
Beşincisi, “kapsayıcılık ama ilkesel duruş”. Mamdani, Trump’a oy verenleri de kucakladı ama ilkelerinden taviz vermedi. CHP de, “muhafazakar kesimlere” ulaşmak için değerlerinden vazgeçmeden, onların ekonomik kaygılarına hitap edebilir. Ancak bu, “ırkçılığa, cinsiyetçiliğe veya gerici söylemlere” taviz vermek anlamına gelmemeli.
Altıncısı, “belediyelerden başlama stratejisi”. Mamdani, New York’tan başladı. CHP’nin elindeki belediyeler, “demokratik sosyalist” politikaların laboratuvarları olabilir. CHP, 2019’dan itibaren önemli sayıda belediye yönetimini kazanmayı başardı. Toplu taşımayı ucuzlatmak, ücretsiz kreşler açmak, halkla ortak yönetim mekanizmaları kurmak gibi politikalarla, partinin ulusal düzeyde vadettiği dönüşümün örneklerini oluşturabilir. Bu alanlarda da bazı adımlar atıldığını biliyoruz. AKP iktidarının tüm engellemelerine rağmen mazeret üretmeden çözüm üretmeye devam edilmeli.
Son olarak, “toplumsal hareket mantığı” sürecin odağı olmalı. Mamdani, kendini sadece bir politikacı değil, bir “hareketin parçası” olarak görüyor. CHP de, kendini sadece bir siyasi parti değil, daha geniş bir “toplumsal dönüşüm hareketinin” öncüsü olarak konumlandırmalı. Bu, sendikalar, meslek odaları, gençlik hareketleri ve sivil toplum örgütleriyle daha sıkı işbirliği anlamına geliyor.
BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN!
Zohran Mamdani’nin New York Belediye Başkanlığı’na başlaması, belki de dünya siyasetinde küçük ama anlamlı bir kırılma anını işaret ediyor.
Küresel kapitalizmin kalbinde, neoliberalizmin en derin kök saldığı topraklarda, genç bir demokratik sosyalistin iktidara gelmesi, “başka bir dünya mümkün” sözünü sadece bir slogan olmaktan çıkarıp somut bir gerçekliğe dönüştürme potansiyeli taşıyor.
Mamdani’nin önünde zorlu bir yol var. “Sermaye direnci, bürokrasi ataleti, medya saldırıları ve günlük yönetimin çetrefil sorunları” onu bekliyor. Ancak onun elinde güçlü bir silah var: “Halkın desteği ve cesur, net, ilkeli bir duruş.”
Eğer bu desteği canlı tutabilir, vaatlerini hayata geçirmeye başlarsa ve en önemlisi, halkı sürece dahil ederek “demokratik katılımı” derinleştirebilirse, New York deneyimi sadece bir yerel başarı hikayesi olmaktan çıkıp, dünya çapında “yeni bir sol dalganın” ilham kaynağına dönüşebilir.
Aşırı sağın yükselişi, neoliberalizmin yaratıcı yıkıma uğrattığı toplumsal dokuların çürümesinden besleniyor. Bu çürümeye karşı ilaç ne “faşist nostaljide” ne de “neoliberal açgözlülüğün” sürdürülmesinde bulunabilir. Çözüm, Mamdani’nin de söylediği gibi, “kolektivizmin sıcaklığında”, dayanışmada, paylaşımda ve herkesin iyi bir yaşamı hak ettiği inancında yatıyor.
Türkiye’de sol ve CHP için Mamdani modeli, bir “kopya kağıdı” değil, “ilham verici” bir örnek olmalı. Her ülkenin koşulları farklı ama bazı temel ilkeler evrensel: “İdeolojik netlik, somut politika önerileri, halk katılımı, sermaye bağımsızlığı ve cesur, özür dilemeyen bir duruş”.
Bunlar olmadan sol, savunmada kalmaya, yeni yenilgilerle gerileyerek kaybolmaya mahkum.
Mamdani’nin ilk günündeki sözleri kulağımızda çınlamalı: “Çalışmalar (mücadele) devam ediyor, çalışmalar sürüyor, çalışmalar, dostlarım, daha yeni başladı.”
Evet, çalışmalar daha yeni başladı.
New York’ta, Türkiye’de, dünyanın her yerinde.
Ve bu çalışmaların sonunda, belki de çok uzak olmayan bir gelecekte, kapitalizmin merkezindeki bu küçük zafer, daha büyük bir dönüşümün ilk adımı olarak hatırlanacak.
Umut, New York sokaklarında yeniden tutuştu.
Şimdi bu ateşi dünyaya yaymak, hepimizin görevi…

