Babbage’dan ChatGPT’ye: Çalınan ‘Kolektif Aklı’ kurtarmak

Tarih:

Charles Babbage’ın 19. yüzyılda tasarladığı “hesap makineleri”, işçilerin “kolektif hareketlerini” taklit ediyordu.

Karl Marx bunu fark etmişti:

“Makine”, işçinin “zihnini” değil, fabrikadaki “iş bölümünün şemasını” kristalize ediyordu.

Bugün “yapay zeka” dediğimiz şey de bundan farklı değil.

Bir önceki “Direnişin yeni mevzisi: Yapay zekayı kamusallaştırmak” başlıklı yazımda yapay zekanın tekno-kapitalist sermaye sınıfının elinde nasıl bir “hegemonya” ve “sömürü aracına” dönüştüğünü analiz etmeye ve dikkat çekmeye çalışmıştım.

Patronun gözü

Yazıda atıf yaptığım ve çok önemli bir kitap olduğunu düşündüğüm Matteo Pasquinelli’nin “Patronun Gözü” kitabına bu yazıda biraz daha odaklanarak önceki yazıda aktardığım perspektifi ayrıntılandırmak istiyorum.

Pasquinelli’nin kitabında ortaya koyduğu gibi, yapay zeka hiçbir zaman “biyolojik beyni” taklit etmedi; her zaman “toplumsal emek” ilişkilerinin “soyutlamasını” otomatikleştirdi.

Bu tespit çok önemli, çünkü yıllardır bize anlatılan “hikâyeyi” ve yapay zeka tartışmalarının “tüm temelini” değiştiriyor.

Silikon Vadisi’nin “yapay bilinç” masallarını, Hollywood filmlerinin senaryolarını bir yana bırakıp şu soruyu sormalıyız:

“Eğer yapay zeka, kolektif emeğin ve toplumsal bilginin kristalize olmuş hâliyse, neden bir avuç tekel şirketinin mülkiyetinde?”

Teknoloji meftunluğunu bir kenara bırakarak, netleşen fotoğrafı iyi görmeliyiz:

“21. yüzyılda sömürü, sadece fabrikada değil, algoritmalarda da gerçekleşiyor.”

Haliyle bugün direniş de “dijital altyapıya” ve “mülkiyet ilişkilerine” uzanmak zorunda.

EMEĞİN KRİSTALLEŞMESİ: YAPAY ZEKANIN GERÇEK KÖKENİ

Bugüne kadar “yapay zeka” hakkında anlatılan hikâye genellikle şöyle oldu:

“Bilim insanları insan beynini anlamaya çalıştılar, sinir ağlarını keşfettiler ve nihayetinde makineler düşünmeye başladı.”

Pasquinelli’nin tarihsel materyalist analizi bu “mitolojik anlatıyı” paramparça ediyor.

Yapay zekanın “iç kodu”, “biyolojik zekanın” taklidi değil, “emek ve toplumsal ilişkilerin” zekası tarafından şekillendirildi ve bugün de halen olagelen bundan farklı değil.

“Hesap makinelerinden” günümüzün “derin öğrenme algoritmalarına” kadar, tüm “otomasyon sistemleri” aynı mantığı takip ediyor:

“İşbölümünü gözlemle, işçilerin kolektif hareketlerini soyutla, bu soyutlamayı makineye gömülü hale getir.”

Babbage’ın “fark makinesi”, logaritma tablolarını hesaplayan işçilerin “zihinsel emeğini” otomatikleştiriyordu.

Günümüzün “görüntü tanıma algoritmaları” ise milyonlarca içerik moderatörünün, veri etiketleyicisinin ve dijital emekçinin “bilişsel emeğini” çalıyor.

Marx’a göre emek her zaman kolektiftir:

“Zeka, işçilerin basit jestlerinin ve mikro-kararlarının soyut birleşiminden ortaya çıkar, bilinçli ve bilinçsiz işbirliği biçimlerinden.”

Yapay zeka da bu “kolektif zekanın” çalınmış ve donmuş hali. Yani algoritmalar, “toplumsal işbirliğini” kapsülleyerek “sermayenin mülkiyetine” dönüştürüyor.

BİLGİ ÇALMA MAKİNESİ: YENİ SÖMÜRÜNÜN ANATOMİSİ

Pasquinelli’nin “bilgi çıkarcılığı” kavramı, yapay zekanın nasıl işlediğini anlamak için oldukça kritik.

İLGİLİ YAZI :  Cumhuriyetçi Parti'nin Groyper Fringe'i Nasıl Geleceği Oldu?

Yapay zeka sistemleri, kullanıcıların her “tıklamasını”, her “aramasını”, her “etkileşimini” veri haline getirerek işliyor. Bu veriler, “kolektif davranış” kalıplarını öğrenmek için kullanılıyor.

Sonuç olarak ortaya çıkan model, “toplumun kolektif zekasının” kristalleşmiş halini oluşturuyor; ama “mülkiyeti özel olarak” kalıyor.

Bu süreç tam anlamıyla bir soygunculuk.

Milyarlarca insan, gündelik dijital faaliyetleriyle yapay zeka modellerini eğitiyor. ChatGPT’nin yanıtları, Google’ın arama sonuçları, Instagram’ın öneri algoritması; hepsi bizim kolektif bilgimizden besleniyor.

Ama bu bilginin “değeri”, OpenAI’nin, Google’ın, Meta’nın “kasasına” gidiyor.

Marx’ın deyimiyle, “işçinin becerisi, makineye geçer”; bugün ise insanlığın “kolektif zekası”, “algoritmalara” geçiyor.

Daha da tehlikeli olan, bu algoritmaların sadece “bilgiyi çalmakla” kalmayıp, “davranışları” şekillendirmesi.

Öneri sistemleri, sosyal medya algoritmaları, kişiselleştirilmiş reklamlar; bunlar “bireyin tercihlerini” yansıtmıyor, “yönlendiriyor”.

Siyasi görüşlerden tüketim alışkanlıklarına, algoritmalar “iradenin kendisini” dışsallaştırıyor. İnsan, kendi ürettiği “kolektif zekanın konusu” haline geliyor.

DİJİTAL EMPERYALİZMİN SAVAŞ MAKİNESİ

Trump yönetiminin teknoloji patronlarını ve üst düzey yöneticilerini “yarbay” rütbesiyle orduya alması, teknolojinin artık “devletten bağımsız” düşünülemeyeceğini gösteriyor.

Venezuela’ya yönelik siber saldırılar, altyapı sabotajları, algoritma destekli dezenformasyon; bunlar modern emperyalizmin araçları.

Pasquinelli’nin analizine göre, bu şaşırtıcı değil. Otomasyon her zaman kontrol ve gözetimle iç içe oldu.

“Fabrika sistemi”, işçilerin hareketlerini izleyen, “ölçen ve kontrol” eden bir düzendi. Bugün aynı mantık küresel ölçeğe taşındı.

Yapay zeka, “toplumsal davranışın” gözetimini otomatikleştiriyor.

Yüz tanıma sistemleri, sosyal medya denetimi, öngörücü polislik; hepsi, Pasquinelli’nin deyimiyle, “patronun gözü”nün dijital versiyonu.

Trump’ın teknoloji entegrasyonu yeni değil, emperyalist kontrol sisteminin “teknolojik evriminin” son aşaması.

Çin’in “sosyal kredi sistemi”, Hindistan’daki Aadhaar veri tabanı, İsrail’in Filistin’deki yapay zeka destekli gözetimi; “dijital otoriter sistemler” hızla yaygınlaşıyor. Ve hepsi aynı temel prensibe dayanıyor:

“Kolektif bilgiyi çalmak, onu kontrol aracına dönüştürmek.”

KOLEKTİF İŞÇİ: KAYIP ÖZNE

Marx, “kolektif işçi” (Gesamtarbeiter) figürünü, endüstri sürecinin merkezine koydu; burjuvazi için bu bir “mühendis” ve bir “buhar makinesiydi”.

“Kolektif işçi”, fabrikadaki tüm işçilerin bir araya geldiği, becerilerinin ve bilgilerinin kaynaştığı “toplumsal özneyi” ifade ediyordu.

Marx’a göre, teknolojinin gerçek mucidi bu “kolektif işçiydi”, “kâşifler ve girişimciler değil”.

Bugün kolektif işçi “dijitalleşmiş” durumda.

Platform ekonomisinde çalışan milyonlarca “gig işçisi”, sosyal medyada içerik üreten milyarlarca kullanıcı, veri etiketleyen düşük ücretli emekçiler; hepsi “modern kolektif işçinin” parçaları.

Ve yapay zeka, bu kolektif işçinin “bilişsel emeğini” otomatikleştiriyor.

“Demokratik sosyalist” perspektiften baktığımızda kritik soru şu:

“Bu kolektif işçi, kendi ürettiği bilginin ve emeğinin sahibi olabilir mi?”

İLGİLİ YAZI :  Trump ve Amerikan hegemonyasının sonu

Pasquinelli’nin yanıtı açık:

Marx’ın işaret ettiği “politik görev”, hem “bilgiyi” hem de “üretim araçlarını” yeniden sahiplenmek, yani Kapitalizmin “kolektif isçisini” (fabrikada ve bugün toplumun genelinde işçileri ve makineleri birbirine bağlayan “süper organizma”yı) yabancılaşmadan kurtarmaktır.

TEKNOLOJİNİN KAMUSALLAŞTIRILMASI: POLİTİK ZORUNLULUK

Eğer yapay zeka, “kolektif emeğin” kristalleşmiş haliyse, mantıksal sonuç açık: “Kolektif mülkiyet altında olmalı”.

Sağlık ve eğitimi kamusallaştırma argümanları yapay zeka için de geçerli; hatta daha acil. Çünkü yapay zeka, sadece bir “hizmet” değil, toplumsal ilişkilerin ve bilginin üretildiği “altyapı”.

Peki, “kamusallaştırma” ne anlama geliyor?

Bir önceki yazımda da aktarmaya çalıştım, ama tekrar vurgulamakta yarar görüyorum.

İlk olarak, dijital altyapının “demokratik denetime” tabi olması gerekiyor. Yani “algoritmaların” nasıl çalıştığının, hangi “verileri” kullandığının, hangi “kararları” otomatikleştirdiğinin şeffaf olması zorunlu.

İkincisi, yapay zeka modellerinin “açık kaynak” olması, insanlığın “ortak mirası” olarak muamele görmesi gerekiyor.

Üçüncüsü, “veri mülkiyetinin” kolektifleştirilmesi; veriler “bireysel” değil, “toplumsal zenginlik” olarak tanımlanmalı.

Bu sadece “teknik bir reform” değil, “mülkiyet ilişkilerinin dönüşümü” anlamına geliyor.

Pasquinelli’nin vurguladığı gibi, teknoloji asla “politik olarak tarafsız” değil.

Algoritmalar, içlerine gömülü olan “sosyal ilişkileri” yansıtıyor. Kapitalist mülkiyet altındaki yapay zeka, “kârı maksimize” ediyor, “emek maliyetini” minimize ediyor, “toplumsal eşitsizlikleri” yeniden üretiyor.

“Kamusal yapay zeka” ise farklı bir mantık izleyebilir:

“İnsan refahını maksimize etmek, yaratıcı emeği desteklemek, demokratik katılımı güçlendirmek.”

DEMOKRATİK SOSYALİST STRATEJİ: ALGORİTMALARDA SINIF MÜCADELESİ

Pasquinelli’nin “emek teorisi”, yapay zeka mücadelesine yeni bir çerçeve sunuyor.

Yapay zekayı dışarıdan gelen “bir tehdit” olarak görmek (sanki yokmuş ya da olmaması gereken bir unsurmuş gibi) yerine, “içeriden şekillendirilebilecek” bir alan olarak görmemiz gerekiyor.

Sonuçta algoritmalar, bizim “kolektif bilgimizden” üretiliyor. Öyleyse bu üretim sürecine “müdahale etmek” ve insanlığın “ortak yararına” dönüştürmek mümkün.

Böyle bir mücadele uzun vadeli bir çabayı gerektiriyor ve bu süreçte “kısa vadeli” yöntemler şunları içerebilir:

“Platform çalışanlarının örgütlenmesi ve sendikal haklar. Veri üretenlerin (yani hepimizin) bu verilerin kullanımı üzerinde denetim hakkı. Algoritmik şeffaflık yasaları. Yapay zeka sistemlerinin denetimi için demokratik kurumlar.”

“Uzun vadeli” strateji ise daha radikal olmalı:

“Dijital altyapının kamusallaştırılması. Açık kaynak yapay zeka modellerinin geliştirilmesi ve desteklenmesi. Kamusal veri kooperatifleri. Demokratik algoritmik yönetim.”

Bu hedefler, bugün sürüklendiğimiz “hegemonik iklim” ve “zihinsel işgal” nedeniyle “ütopik” görünebilir, ama Pasquinelli’nin gösterdiği gibi, teknolojinin kaynağı zaten “kolektif emek”; mesele, hepimizin bunun “farkına varması, anlaması, kavraması” ve bu kolektif emeğin meyvelerini kolektif olarak sahiplenmek için “politik bir mücadele” yürütebilmek.

Açıkçası bu hedef için mücadele ederken “uluslararası dayanışma” oldukça kritik.

Teknoloji tekelleri “küresel bir hegemonya” eşiğine (hem teorik hem uygulamada) ulaşmış vaziyette ve bu mücadele tek bir ülke ile sınırlı yürütülerek başarıya ulaşamaz.

İLGİLİ YAZI :  Sol, Neoliberal Karanlık Çağ'dan Çıkıyor

Latin Amerika’dan Avrupa’ya, “ilerici hükümetler (iktidarlar)” ortak dijital altyapılar geliştirebilir. “Kamusal yapay zeka projeleri”, teknoloji tekellerine karşı “gerçek bir alternatif” sunabilir.

İKİ GELECEK ARASINDA

Pasquinelli’nin analizi bizi iki olası geleceğin arasına yerleştiriyor ve iki yol var.

Birinci senaryoda (yolda), “yapay zeka tekelleri” güçleniyor, algoritmik “gözetim” yaygınlaşıyor, dijital “diktatörlükler” kuruluyor. “Kolektif bilgi” çalınmaya devam ediyor, “emek (insan)” her geçen gün daha fazla değersizleştiriliyor. “Toplumsal eşitsizlikler” derinleşiyor, “direniş” imkansızlaşıyor.

İkinci senaryoda (yolda), “kolektif işçi” kendi yarattığı teknolojiye sahip çıkıyor. Yapay zeka, “kâr” için değil, “toplumsal fayda” için çalışıyor. İklim krizi, sağlık, eğitim, yani insanlığın gerçek sorunları için “kolektif zeka” seferber ediliyor. “Çalışma saatleri” azalıyor, “yaratıcı ve anlamlı” işlere zaman açılıyor. Teknoloji, “yabancılaşmayı” değil, “özgürleşmeyi” getiriyor.

Bu senaryolardan (yollardan) hangisinin gerçekleşeceği, “bugünkü politik mücadelenin” sonucuna bağlı olacak.

Pasquinelli’nin kitabının en güçlü mesajı şu:

“Yapay zeka, gizemli bir güç değil, otomasyon derecesi en yüksek emek. Bu yüzden kontrolü ele geçirilebilir, dönüştürülebilir, yeniden sahiplenilebilir.”

ALGORİTMALAR, “SÖMÜRÜYÜ” MÜ YOKSA “KURTULUŞU” MU GETİRECEK?

Matteo Pasquinelli’nin “Patronun Gözü” kitabı, yapay zeka tartışmalarına radikal bir perspektif kazandırıyor ve tekno-kapitalizme karşı demokratik sosyalist bir ideolojik mücadele için güçlü bir fikirsel zemin ve çerçeve sunuyor.

Çözülen neoliberalizmin tekno-kapitalizm evresinde teknolojinin gelişim ve hegemonyasını “sınıfsal bir mücadeleden” soyutlamadan ve sanki olanları doğal, olması gereken bir süreçmiş gibi kabullenmeden, emekçilere ve toplumlara güçlü bir çözüm ve gerçekçi “yeni bir ütopya (tahayyül)” sunmak zorundayız.

Silikon Vadisi’nin “şirket, kar ve sermaye” odaklı “mitolojisini” parçalayarak, yapay zekanın gerçek kaynağını ortaya koymalıyız: “Kolektif emek, toplumsal işbirliği, yüzyıllar süren bilgi birikimi.”

Bu tespit ve mücadele perspektifi, “demokratik sosyalist hareket” için hem bir “fırsat” hem de bir “zorunluluk”.

Trump yönetiminin teknoloji şirketlerini doğrudan askeri operasyonlara entegre etmesi, Venezuela’ya yönelik dijital saldırılar, teknoloji patronlarının “yarbay” rütbesiyle yemin etmesi ve müesses nizama entegrasyonu; bunlar tesadüf değil, tekno-kapitalizmin ulaştığı yeni emperyalist karakterinin açık ilanı.

Yapay zeka, artık sadece bir “üretim aracı” değil, aynı zamanda bir “savaş aracı”, bir “kontrol mekanizması”, bir “sömürü sistemi”.

Demokratik sosyalist hareket, “sağlık, eğitim, barınma, gıda, ulaşım, enerji” gibi alanların “kamusallaştırılması” için mücadele ederken, yeni kamusal alana dönüşen “dijital altyapıyı” ihmal edemez, görmezden gelemez.

Çünkü 21. yüzyılda “özgürlük”, “algoritmalarda” da kazanılacak.

“Kolektif işçinin” kendi ürettiği “bilgiyi geri alması”, teknolojinin “demokratik denetimi”, yapay zekanın “kamusallaştırılması”; bunlar önümüzde duran hayati politik görevler ve mücadele alanı.

Pasquinelli’nin gösterdiği gibi, yapay zeka bir “kader” değil, bir “sınıf mücadelesi” alanı.

Ve bu mücadelenin sonucu, “insanlığın geleceğini” belirleyecek.

Otomasyon, “köleliğe” mi yoksa “özgürlüğe” mi hizmet edecek?

Algoritmalar, “sömürüyü” mü yoksa “kurtuluşu” mu getirecek?

Yanıt, bugünden başlayan “kolektif eyleme (mücadeleye)” bağlı.

Artık hepimiz net biçimde görmeliyiz; yapay zekayı “kamusallaştırmak”, “direnişin yeni mevzisidir”.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Paylaş:

Abone Ol

spot_imgspot_img

Popüler

İlginizi Çekebilir
İlginizi Çekebilir

Sosyal demokrasinin altın çağı neydi?

40 yıl boyunca, sosyal demokrat partiler işçilerin yaşam koşullarını...

Kredili hayali sermayenin yok edilmesi; yapay zeka balonu ve karlılığın gizemi

Yapay zeka konusunda şu anda yaşanan heyecanı nasıl anlamalıyız?...

1970’lerde sol, kendi lehine çevirebileceği bir krizi kaçırdı

Counterrevolution (Zone Books tarafından yayınlanan "Karşı Devrim: Kamu Maliyesinde...

Gabriel Boric: Sadece rakibini suçlayan sol, yok olmaya mahkumdur

11 Mart'ta görevinden ayrılacak olan Şili cumhurbaşkanı BORİC, siyasi...